LATİN VE KLASİK DANSLARIN TARİHÇELERİ 

SALSA
          

Salsa, İspanyolca’da kelime anlamı olarak sos ya da salça’dır. Malzemesi nerede yapıldığına bağlı olarak değişen bir salça. Fakat buradaki tek gerçek içinde çok fazla baharat olduğudur!!!
Birçok popüler müzikte olduğu gibi, salsa da Afrika’nın, yeni dünya’nın kozmopolit kültürüyle buluşmasıyla ortaya çıkmıştır. Salsa’nın 1930′larda ya da 1940′larda Küba’da başladığı söyleniyor. Aslında tartışma gruplarına baktığınızda, Portoriko’lular ve Küba’lılar arasında, Salsa’nın kendilerine ait olduğuna dair derin tartışmalar var. Hatta Afrikalılar da Salsa’yı sahiplenme konusunda hayli iddialılar. Bir tarafı Yoruba vurmalı çalgıları ve bir tarafı da çağrı cevap (call response) vokalleri, yerlilerin müzikleriyle birleştirildi. İspanya ve Fransa’nın müzüik ölçüleri ile İngiltere country dansı üstüste konularak SON ortaya çıktı ve tadı çok güzeldi!!!
Evet, hareket olarak modern Latin dans müziğini Küba kurduysa da değişik içeriklerle bu dansın transformasyonu Karayipler dışında, New York ve Miami sokaklarında gerçekleşmiştir..
Salsa’yı tarif etmek kolay değildir. Salsayı kimler buldu? Kübalılar mı, yoksa Porto Rikolular mı? Gerçekte salsa birçok Latin ve Afro-Caribbean danslarının birleşimidir. Herbiri, salsanın gelişiminde önemli rol oynamışlardır
Küba’ya, salsanın orijini ve ortaya çıkışının temellerini atması bakımından hakkını verdikten sonra söylemeliyiz ki, salsa sadece Kübanın dansı değildir. Derinlere indikçe, sonradan “Danzon” adını alan ve Haiti’den kaçan Fransızlar tarafından adaya getirilen, İngiliz/Fransız country müziği, Rumba ve Afrika kökenli birçok dansla (Guaguanco, Colombia, Yambu) harmanlanmaya başladı. Ve bugün bilinen salsa ile neredeyse aynı özelliklere sahip olan, Küba’nın simgesel müziği ve dansı “Son” bu karışıma eklendi. Bu ilginç bileşim kendini küçük varyasyonlarla ve küçük oluşumlar halinde bazı başka ülkelerde de göstermeye başladı. Dominik Cumhuriyeti, Colombia, Porto Rico ve diğerleri. Bu ülkelerdeki orkestralar müziklerini para kazanma amacıyla Mexico City ve New York’a taşıdılar. Ve bu iki şehirde yatırım olanaklarının ve tanıtım imkanlarının zenginliği sebebiyle salsa ticari görünümünü kazanmış oldu. “Salsa” terimi New York’da doğdu fakat dansı değil. Salsa değişik ülkelerin değişik müziklerine verilen ortak bir lakap olarak popülaritesini kazandı. Rumba, Son Montundo, Mambo, Guaracha, Cha cha cha, Son, Charanga, Cumbia, Merengue, Plena,Danzon, Guguanco, Festejo, bomba, cubop, Guajiro ve daha birçoğu. Bunların bir bölümü kendi karakterlerini yarattılar bazıları da harmanlanıp Salsayı oluşturdular. Daha kısa ve net bir anlatımla söylemek gerekirse, Salsa ,Küba Son müziğinin birtakım diğer tarzlarla karıştırılıp modernize edilmiş halidir diyebiliriz.
Eğer günümüzde yapılan salsayı dinlerseniz, altyapısında “Son” duyacaksınız, “Cumbia” duyacaksınız, “Guaracha” duyacaksınız. Hatta eskiden çalınan “Merengue” den parçalar duyacaksınız. Bütün bu eski müzikleri modern ritmlerin arasında yakalayabilirsiniz. Büyük Salsa müzisyenlerinden Kübalı Willie Chirino, bir şarkısının liriklerinde salsanın tarihini bir cümleyle özetlemiş: “.y si en la calle Serra te la encuentras dile que le he escrito un ‘SON’ de corazón…” “.eğer ona Serra caddesinde rastlarsan, ona sadece onun için kalbimden bir ‘SON’ yazdığımı söyle…”

Latin ritimleri uzun yıllardır popülerliğini korumuştur, hemen hemen herkes Samba, ya da Reggea müziklerini bilir ve bunlarda dans etmiştir.
Fakat hergün daha büyük bir popülerite kazanarak kitlesini arttıran ve dansçılara yıllardır büyük zevk veren bir latin dans daha var, sadece Karayipler’de, Amerika’da ya da Avrupa’da değil dünyanın her köşesinde insanları etkileyen bir danstan bahsediyoruz. SALSA…
İspanyolca bir sözlükte araştırdığınızda salsanın çeşitli baharatlardan oluşan bir çeşit sos olduğunu bulursunuz.Tabiki bizim bahsettiğimiz salsa bu değil, bizi dansetmeye iten bazı ritimlerden ve vuruşlardan bahsediyoruz. Tıpkı yediğimiz salsa gibi, salsa ritmi de sıcaktır. Belirttiğimiz gibi salsa kelimesi müzikle ilgilidir, salsa müziğinin üzerine yapılan dansa Küba ve Miami de genellikle “CASINO” denir. Ama artık bütün dünyadaki dansçılar tarafından “SALSA” adıyla bilinmektedir
Salsanın kelime anlamını inceledikten sonra, bütün salsa dansçılarının bilmesi açısından çok önemli olan, salsanın köklerine ve neden bu ismi nasıl aldığına, kısaca salsanın nereden geldiğine bakalım.
Salsa şarkılarının sözlerinde çok geçen bir kelime vardır: “SON”. Son salsanın tam anlamıyla orijinidir. Yani salsa Küba son müziğinin modernize edilmiş halinden başka bir şey değildir. Diğer müzik türleri ve zengin enstrümanlarla geliştirilmiştir.

Son, Havana’ya Kübanın batısından daha iyi bir yaşam sürmek için büyük şehire göçenler tarafından, 1920′lerde getirilmiştir. Yaşamlarını kazanmak için sokaklarda gitarları ve davullarıyla Havana’ya renk katan bu insanlar zamanla Havana partilerinin vazgeçilmez unsuru olmuşlardır. Doğaçlama yaptıkları müziklerle (Son-montundo) insanları dans ettirmişlerdir.
bu türün ilk uygulayıcıları Ignacio Piñero, María Teresa Vera, ve Miguel Matamoros İspanyol koloni kültüründen aldıkları gitarlar ve geleneksel Küba çalgılarından guiro, maracas ve clave ile bu müziği yıllar sonraya taşıyacak altyapıyı kurmuşlardır. kısa zamanda Havana sosyetesi, o zamana kadar yaptığı Waltz, Danza, Contradanza ve Danzón gibi dansların yanında “SON” da yapmaya başladılar. O zamanların en popüler gece klüplerinden Casino Deportivo ve Casino de la Playa dünyanın dört bir yanından buraya kumar oynamaya gelen zenginlere SON müziğini tanıttı.
Zamanla yeni gruplar, yeni müzik anlayışları ve yani enstrümanlarla son geliştirildi. Piyano, perküsyon aranjmanları, ve üflemeli çalgılar SON müziğe katıldı. Küba’nın ekonomik durumu kötülşetikçe müzisyenler para kazanmak için Amerika Birleşik Devletleri ve Meksika’ya göç ederek yaptıkları müzikle geçimlerini sağlamaya başladılar. Zaman geçtikçe evlerinden uzakta olan bu müzisyenler kayıtlar yapmaya ve giderek ünlenmeye başladılar.
60′lı yıllara gelindiğinde amerika’da yaşayan latin müzisyenler klasik son müziğine Rock’n Roll, Merengue, Bossanova, Cumbia, Cha Cha Cha, Mambo, ve Boogie-Woogie gibi popüler müzik türlerini kattılar. Gelenksel latin ritimlerini bozmadan ortaya çıkarttıkları bu türe sevecn bir isim buldular: BOOGALOO”. Latin müziğin efsanesi Tito Puente, New York’s Madison Square Garden’daki Fania All Stars konserinde Kendinden geçmiş şekilde danseden kalabalığa “Esto es una gran SALSA!”. diye seslendi.
Bu sözler çok ünlü bir Küba Son şarkısı olan “Echale Salsita!” da dan alınmıştı. Tito Puente’nin Fania All stars konserinde söylediği bu sözler kısa zamanda,bu müziğe kısa, etkileyici ve tanımlayıcı bir isim arayan plak şirketlerinin pazarlamacıları tarafından kullanıldı. Ve SALSA etiketi günümüze kadar yaşadı. Ne tesadüftür ki bu müziğe salsa denmesine en çok kızan kişi de Tito Puente’idi.

SALSA ENSTRUMANLARI

GUIRO

Plastik, fiberglas ya da doğal calabash (bir çeşit sukabağı) kullanılarak yapılan, bir yüzü tırtıklı bir enstrüman. Tırtıklı yüzüne tahta bir çubuk sürtülerek çalınır. Şişeye benzeyen ve kilden yapılan udu guirosu dan, Afrika udu davuluna benzeyen bir ses alınır

 

 

 

 


TRES

İkişer telli üç set telden oluşan küçük bir geleneksel Küba gitarıdır. Tres çalındığında, metalik bir tını duyulur. Bu romantik ses Küba son müziğinin ve salsanın değişmez tınısıdır

 

 

 

 


CLAVE

Biribirine vurularak çalınan iki tahta çubuktan oluşur. Afro-Küba müziğin iskeletini oluşturun ritimleri yaratan enstrümandır. Clave olmadan salsa ve bir çok diğer Afro-Küba müziği yapılamaz

 

 


BONGO

Farklı boylarda iki küçük davulun birbirine bağlanmasıyla oluşan bir enstrüman. Diz arasına konularak elle çalınır. Hemen hemen bütün latin müziklerinde kullanılır

 

 

 

 

DJEMBE
Ahşaptan yapılan bir çeşit Afrika davulu. Bacakların arasına konularak çalınır ve çok zengin ve derin bir tonda ses üretir. Kenarlarına vurulduğunda ise çok güçlü bir tiz alınabilir

 

 

 

SHEKERE
Yuvarlak bir sukabağının etrafına ağ şeklinde örülmüş boncuklardan oluşur. Sallandığında ritim oluşturur. Geleneksel shekere calabash kabağının etrafına değişik boylarda boncuklar örülerek yapılır ancak günümüzde fiberglas kullanılmaktadır

 

 

  

SURDO DRUM
Brezilya kökenli bir bas davulu. Samba müziğin kalp atışıdır.

 

 

MARACAS
Maracas, elle sallayarak çalınan ve çok güçlü ses çıkaran bir enstrümandır. Orjinal maracasda sukabağının içine zeytin çekirdeği yerleştirilir ancak günümüzde genellikle plastik ya da ahşap gövdeli, içlerinde plastik boncukları olan maracaslar üretilmektedir

 

 

 

 


TIMBALES

Bir çift kuvvetli ses veren prinç metalinden yapılmış davuldan oluşur. Davullar ayakların üzerinde durur ve bu şekliyle timbales latin müziğin markası olmuştur. Latin müziğin efsanevi ismi “El Rey” Tito Puente’nin çaldığı enstrümandır.

 

 


CAMPANA

Çan olarak da bilinir. Çan şeklinde bir metale tahta bir çubukla vurularak çalınır. Halkın Küba sokaklarında düzenlediği karnavallarda, ineklerin boyunlarından çıkardıkları çanları, bir sopa ile çalmalarıyla bulunmuş bir enstrümandır.

 


AGOGO

Birbirine metal bir çubukla bağlanmış iki koniden oluşan bu enstrüman bir çok Brezilya samba müziğinde kullanılır

 

 

  

PAN PIPE
Tipik Güney Amerika flütü. Bambudan yapılır. Üzerinde bulunan deliklere üflerken, delikleri açıp kapamayla çalınır.

 

 

 

 

CAJON
Tahta bir kutudur. Bacaklar arasında elle vurularak çalınır.. Eski Rumbalarda sıkça kullanılırdı.

 

 

 

 

 

BATA DRUM
Kum saati şeklinde, kayışla bacaklara bağlanarak, diz üzerinde çalınan bir Nijerya davuludur. Küba müziğinde sıkça kullanılır

 

SALSA STİLLERİ

Salsa bir çeşit “serbest stil” dans ya da “sokak dansı” olduğu için dünyada dans eden sayısı kadar çok sayıda Salsa stili bulunmaktadır. Belirli bir rutine ya da standarda bağlı kalmaksızın dans edilen Salsa, bu özelliği sayesinde özgürce ve doğaçlama yöntemi ile yapılır. Bir zamanlar dans etmek için birkaç temel adım bilmeniz yeterli idi . Kendinizi sadece müziğe bırakmaktan başka bir şeye ihtiyacınız yoktu. O zamandan bu yana Salsa birçok dans stilini içine aldı ve daha karmaşık bir dans olarak ortaya çıktı. Salsa hala “serbest-stil” de yapılan bir dans olmasına rağmen, dünyanın değişik yerlerinde belirgin olarak diğerlerinden ayrılan Salsa stilleri ortaya çıktı. Bu stillerin her birinin ayak figürleri ve dönüş özellikleri birbirinden farklılık göstermektedir. Bu stillerden en çok bilinenleri şu şekilde sıralanabilir:

1. Los Angeles Stili
2. New York Stili
3. Küba Stili
4. Miami Stili
5. Rueda

Bütün bu stillerde inanılmaz sayıda figür ve dönüş bulabilirsiniz. Her biri Salsa ritmini ayrı bir şekilde yorumlar ve etkileyici bir sanatsal yaratıcılık içerir.

Los Angeles Stili 

Adından da anlaşılacağı gibi Los Angeles, Josie Neglia, Vasquez Brothers ve Salsa Brava gibi tanınmış dansçılar sayesinde kendi Salsa’sını yarattı. LA stili, “shine” adı verilen ayak hareketleri ile heyecan verici, şık ve seksi bir Salsa türüdür. Her yıl düzenlenen Dünya Salsa Yarışmaları ve Bacardi Festivalleri gibi dev Salsa organizasyonlarına katılan dansçılar arasında LA stili uygulayan dansçıların sayısına bakarsak, LA stilinin dünyada bulunan en ünlü Salsa türleri arasında olduğunu anlayabiliriz.

LA Stili Salsa Nedir?

LA Stili Salsa, hareketlerini birçok dans stilinden almış bir salsa türüdür. Küba ve New York stili Salsa, Caz, Swing ve Salon Danslarından etkilenmiştir. Bu etkiler, LA stilini uygulayan günümüz dansçıları tarafından üretilen çok sayıda dönüş figürleri sayesinde daha da geliştirilmiştir. LA stili Salsa figürlerinin çoğu, “cross-body lead” denilen erkeğin bayanı çizgisel bir hareketle vücudunun yanından geçmesi için yönlendirdiği hareketlere dayanır. Bu temel figür, Küba ve New York stili Salsa’larda da bulunur. Bu üç stil, “cross-body lead” gibi birçok dönüş figürünü de ortak kullanmaktadır. Örneğin Küba Stilinde “Setenta” (Yetmiş) olarak bilinen figür, LA ve New York Stili Salsalarda “Hammer-Lock” olarak bilinmektedir.

LA Stili Salsa Diğer Salsa Türlerinden Nasıl Ayrılır?

İlk olarak, Küba Stilinde olduğu gibi karmaşık kol hareketleri LA Stilinde fazla görülmez. Ayrıca, LA Stili dönüş figürleri Küba stilinde olduğu gibi “dairesel” değil, “çizgisel” yapılır. LA Stili Salsa, New York Stili Salsa’da olduğundan daha rahat bir ritme sahiptir. New York Stili Salsa’da “duruş”lar ve “yakalama”lar için çok iyi bir zamanlama gerekmektedir. En önemlisi, çok sayıda yatırma, dönüş, düşüş gibi izleyenlerin başını döndüren hareketleri ile LA Stili Salsa figürleri, seksi ve gösterişlidir.

LA Stili , Salsa’nın Orijinal Hali midir?

Salsa’nın “orijinal” türü diye bir şeyin varlığına inanmıyoruz. Kolombiya Cali sokaklarında dans eden insanlar, Küba Havana’nın klüplerinde dans edenlerden farklı bir şekilde dans ederler. Aynı şekilde Miami’de yaşayan Kübalılar, Küba’da yaşayan Kübalılar’dan farklı bir şekilde dans ederler. Dünyanın her yerindeki dansçılar Salsa müziğini kendilerince yorumlar ve kendi stillerini yaratırlar. Salsayı bugün bildiğimiz farklı ve figür zenginliğine sahip bir Salsa yapan, gelişiminde çok büyük bir oranda yaratıcılığın kullanılmasıdır.

LA “Shine”ları (Ayak Hareketleri) Nedir?

Evet, LA Stili Salsa’nın da “shine” ları var! “Shine” lar, karmaşık ayak figürleri ile şık el ve vücut hareketlerini birleştiren ve doğaçlama yapılan figürlerdir. Dans ederken partnerler birbirlerinden ayrılır ve kendi “shine” larına başlarlar. Dans rutininde verilen bu etkili mola, dansçıların hem kendi bireyselliklerini ortaya koymalarını hem de partnerlerinin stillerini takdir etmelerini sağlar. “Shine” lar daha çok “conga” vuruşlarının hızlandığı ve güçlü bir şekilde duyulduğu yerlerde yapılır.

Neden LA Stili Salsa Öğrenmeliyim?

LA figürlerin temeli “cross body lead” adı verilen harekete ve temel dans ilkelerine dayanır. Bu sebeple LA Stili Salsa öğrenmekle, hem dansın temeli hakkında güçlü bir altyapıya sahip olursunuz hem de daha sonra Küba, Miami ya da New York Stili gibi değişik Salsa türlerine kolaylıkla geçiş yapabilirsiniz.

BACHATA 

1960′lı yılların başlarında dünyaya gelmiş özelliklede Küba Bolerosundan çok etkilenmiş hatta Küba bolerosu tarafından doğurulmuş bir müzik türüdür. Öncelikle “dans hiç hesap edilmeden” yaratılmış romantik bir müzik türüdür. Ortaya çıktığı dönemlerde aynı Meksika’nın geleneksel Mariachi müziği gibi üç gitarla icra edilirdi. 4/4!lük bir müzik ve haliyle danstır. Bu müzik için yazılan sözlerde kolayca tahmin edildiği gibi “sonu hüsranla biten aşk” yakınmalarından başka bir şey değildir. Yani marazi bir durum…

Dansa gelince…

Bachata’nın marazi içerikteki şarkı sözlerine rağmen dansı erotik karakterdedir. Belki de; Bachata’yı kısa denilebilecek bir süreç içerisinde çok sevilen ve yaygın bir Latin dansı haline getiren şey de onun bu şizofrenik yapısıdır. Bachatada bacak hareketleri dizden başlar, ancak merenguedeki gibi ağırlık değiştirmeler kalçadandır. Bachata, merengue, salsa, samba-Brazil gibi kolay kolay standart cenderesine sokulabilecek bir dans değildir

CHA CHA CHA

 Küba familyası danslarının diğer bir üyesi olan Cha Cha Cha, aynı zamanda sosyal Latin-Amerikan danslarının en popüler olanıdır. Cha Cha Cha’nın birçok hareketinde bu sebeble Rumba Mambo hareketlerinden benzerlikler vardır. En temel farklılık “Cha Cha Cha” dadır. Bu terim adını müzikteki dördüncü vuruşun, kolay yakalanabilen Cha Cha Cha ritmini vermek için bölünmesiyle oluşmuştur.
Bu dans başlangıçta Mambo ve Rumba’nın bir çeşidiydi ancak 1948′de Enrique Jorrin, Mambo’nun doğduğu danzon ritmiyle, montuno ritimlerini karıştırdı.
Sonuç gözle görülür şekilde farklı ve heyecan vericiydi. Jorrin’in “aldatmaca” anlamına gelen bu yeni kompozisyonu “Enganadora” 1953′te kayıtlara geçti ve devasa ölçülerde popülarite kazandı. Dansçılar hep daha da fazlasını talep ettiler. Cha Cha Cha’nın anlaşılır ritmi küçük müzik topluluklarından büyük orkestralara kadar hemen hemen her şekilde yorumlandı ve kısa sürede neredeyse tüm müzisyenler Cha Cha Cha çalmaya başladı. 

Cha Cha Cha dansı, müziğinin de olduğu gibi; canlı, göz alıcı, alaycıdır ve coşkun ritmiyle dünyadaki tüm dansçıların rağbet edip zevk alacağı türden nadir bir eğlence sunar.

Cha Cha Cha adı İspanyolca’da “Chacha” çocuk bakıcısı demektir. Aynı zamanda “chachar” kokain yaprağı çiğnemek anlamına da gelmektedir. Ama Cha Cha Cha hızlı bir Küba dansı olan Guaracha’dan geldiği düşünülmektedir.

 

Müzik ve Ritim
Cha Cha Cha’nın da ritmi Mambo ve Rumba’da olduğu gibi 4/4′tür. Cha Cha Cha ritmindeki 2, 3, 4 & 1 ritmini vermek için dördüncü vuruş ikiye bölünmüştür. Bu ritimde ilk vuruş vurgulanır. Cha Cha Cha ritminin temposu Rumba’nınkinden biraz daha hızlıdır. Yarışmalardaki sabitlenen ritim dakikada 30 bardır. Göze yavaş görünen bu tempo Cha Cha Cha’nın diğer danslara göre fazla olan adımlarıyla esasen hızlıdır.

Cha Cha Cha Notları
Karakter: Küstah, Hareketli, Tutkulu Hareketler: Sert ağır ve hızlı adımlar, düz bacak yapısı. Bar/dakika:30 bar. Zamanlama: 4/4 Yükselip alçalma:Yok

Zamanlama
Cha Cha Cha’nın bölünmüş dört vuruşu içersinde bir sonraki bara geçmeden dansçının Cha Cha Cha şasi adımları denilen adimlari vardır. Şasi adımları iki vuruşunda öne ve geri atılan temel adımlarla Cha Cha Cha’nın esas ritmine bağlanır. Birçok dansçı Cha Cha Cha’ya bir vuruşunda yana atılan bir adımla başlar. Bu adım bir sonraki 2 vurusunda atılan ön ve geri temel adımlarına yol açmış olur.

MERENGUE

Merengue Dominik Cumhuriyetinin ulusal dansı, komşuları Haiti ve etrafındaki adalarda yapılan danstır. Merengue’nin nasıl doğduğuna dair 2 rivayet vardır. İlki, Afrika’dan gelen köleler zincire vurularak şeker tarlalarında çalıştırılıyordu. Davulla vuruşlarıyla beraber ilerliyorlardı. Zincire vuruldukları için her adımda bir bacaklarını sürüklemek zorunda kalıyorlardı. Merengue’nin bu hareketten çıktığı sanılır. Diğer rivayet ise, Dominik cumhuriyetinin bir çok savaşında bulunmuş bir kahraman vardı. Bu kahraman bir savaşta ayağından yaralanmıştı. Bu insan halkı tarafından çok seviliyordu.

Her gittiği şehirde ona “hoş geldin” eğlenceleri ve danslar yapılıyordu. Bütün insanlar onu sevdikleri için bir ayaklarını gevşek bırakıp sürükleyerek dans ediyorlardı. Sanki bir ayakları sakat gibi ve böylece Merengue Çıkmıştır. Merengue Dominik Cumhuriyetinin başlangıç yıllarından beri var olmuş bir danstır.

HİP -HOP

Siyahi ve Latin Amerika kökenli Amerikalı gençler arasında yaygın bir yaşam biçimi, alt kültür ve popüler kültürdür hip hop.

Hiphop, 1970′li yıların sonunda Amerika’da gettolardan çıkan zencilerin oluşturduğu bir kültürdür. Bu kültür Rap müziği, Graffiti sanatı, Break Dance ve Dj’liği içerir. Yani en geni tanımıyla Hiphop’u bir ağaca benzetirsek, Rap, graffiti, break dance ve dj’lik bu ağacın dallarını oluşturmaktadır.

Kavram genellikle bu yaşam biçiminin aynı adla anılan müzik tarzını akla getirir. 70′li yılların sonlarında ABD -New York’un Bronx ve Brooklyne semtlerinde doğmuştur.

Bazılarınca, gençliği depolitize etmek amacıyla özellikle yaratıldığı ve desteklendiği ileri sürülür. Gelir, eğitim ve kültür seviyelerin düşük olduğu Brooklyn ve Bronx gibi semtlerde doğması bu toplum sınıfının sisteme karşı tepkisi olarak da algılanabilir.

Amerikan kültürü’ne has bu akım, dünyanın diğer bölgelerinde de gençler arasında ilgi çekmektedir.

Hip Hop müziğin altyapısı, genellikle elektronik aletler veya bilgisayarlar yardımı ile yaratılan; davul , bas ve sentezleyici döngülerinden oluşur. Bu altyapı , hızlı ve konuşma tarzında vokal ile birleştiğinde Hip Hop müzik ortaya çıkar. Hip Hop ,çoklukla armoni kaygısı taşımaz, önemli olan ritimdir.

Uzun, hikaye tarzında şarkı sözleri farklı konuları işler.

Hip Hop’un Kökleri

Hip Hop’un kökleri 1970′lerin başlarına kadar gider. New York gettolarında Black Spades adında bir çete. Bütün şehir değişik çeteler tarafından ele geçirilmiş durumda. İşsizlik, şiddet ve uyuşturucular hayata hakim. Her semt neredeyse büyük bir çetenin kontrolünde. Black Spades’in de her semtte üyeleri var ve Bronx’un hakimi onlar. Grubun o zamanlar lideri şimdi herkesin tanıdığı Afiraka Bambaata.

Çete üyesi olan gençler bir semtten diğerine zor gidebiliyorlar ve birbirlerini vuruyorlar. Bambaata, iki yakın arkadaşının ölümünden sonra 1974 senesinde işte böyle bir ortamda kuruyor şiddet karşıtı Zulu Nation organizasyonunu. Televizyonda gördüğü Afrikalı Zulu Savaşçılarından etkilendiği için, yeni organizasyonun ismini Zulu Nation koyuyor.

1970′lerin sonuna doğru Afrika Bambaata’ nın yanında Hiphop’ un doğuşunda katkısı bulunanlar sadece dj’ler değildi. Bir çok graffiti ve Break Dance sanatçısı da vardı.

O zamanın ve halen çoğunun aktif olduğu Oldschool rap, graffiti, break dance sanatçıları şunlardı: Dj Kool Herc, Blade, Grand Wizard Theodore, Futura 2000, Rock Steady Crew, Cold Crush Brothers, Grandmaster Flash & the Furious Five, Seen, Grandmixer DST, Dondi, Quik, Lee, Treacherous Three, Dj Hollywood, Fab 5 Freddy, Kurtis Blow, Lady Pink, Busy Bee, Double Trouble, Kool Dj Red Alert & Soulsonic Force.

O zamandan bu yana şiddet ve uyuşturucuya karşı olan Zulu Nation’un felsefesi hala etkisini gösteriyor.

Hip Hop’un Tarihi

Hiphop’un doğmasında funk, soul ve jazz’in etkisi büyüktür. Özellikle James Brown, Sly Stone, Parliament Funkadelic, Isaac Hayes ve Last Poets’in yaptıkları sonradan Hiphop’u çok etkiledi. Bu soundlara başka türlerin (Reggae, Latin, Rock, Elektro) karışmasıyla, bir getto kültürü olan Hiphop doğdu. Hiphop’un en büyük öncüsü Kool Herc sayılır.

Jamaica’ dan gelen Kool Herc, Dj kültürünü ilk kez New York’ a getirdi. Herc, kurduğu Sound System’ de ilk kez başka parçaların break beatlerini kullanmaya başladı. Bu dönemlerde 70′li yılların moda müziği olan diskonun getirdiği bir bıkkınlık vardı.

O zamanın büyük öncüleri Afrika Bambaata ve Grand Master Flash çaldıkları müziklerde ritmi durdurmadan geçiş tekniğini yarattılar. İlk piyasa hiti, “Sugar Hill Gang”ten Rapper’s Delight 1979′da çıktı. Bu hitin yaratılmasında en büyük etken Sugar Hill Recordings’in sahibi Silvia Robinso’dur.

Aslında ekip diskolarda kapı bekçiliği yapıyordu. Müzik ise Chic’in hit parçası olan ‘Good Times’ tan alınmış samplelarla oluşturulmuştu.

1981′de Grand Master Flash’den ilk hit ‘The Message’ piyasaya çıktı. Parçayı old skool rapper Melle Mel söylüyordu. Sözlerin içeriği ise getto yaşamına başkaldırıydı.Bu şarkı tüm zamanların en iyi hip-hop şarkısı olarak gösterilmektedir.

90′ lı yıllara gelindiğinde ise Gangstarr, A Tribe Called Quest ve De La Soul yeni rap standardının öncü grupları oldular. Söz olaral daha yumuşak ama herkese hitap edebilecek kadar bilinçli sound olarak daha jazzy olan bu gruplar Hiphop’u büyük kitlelere ulaştırdı. Brand New Heavies gibi gruplar canlı enstrümanların üzerine meşhur rapperlarla beraber çalıştılar


TANGO

Tutkulu, dokunaklı ve kışkırtıcı; Tango bir çok insan için değişik şeyler ifade eder. Bir dansçı için, Avrupa ve uluslararası stiller arasından o andaki duygusal durumuna göre seçebileceği bir çok dans bulunur- Valsin romantizmi, Rock n’ Roll’un dinamizmi veya Samba’nın karnavalı çağrıştıran atmosferi. Melankoli dansı olarak ün yağmış olmasına rağmen, Tango aslında bütün bu duyguları ve daha fazlasını içinde barındırır. Buenos Aires’in varoşlarındaki hayat tecrübesinin doğurduğu Tango, mütevazi günlerini geride bırakarak Paris’in yükek sosyete mekanlarına kadar yükseldi, ancak Tango’ya hayat verenlerin gözünde varoş barları, onun gerçek evi olmaya devam etti.
19. yüzyılın son yıllarında Avrupa savaşlar, kıtlık ve eknomik belirsizlikler yüzünden harap durumdaydı. Gelecekten pek az beklentisi ve anavatanlarında geçirecekleri düzenli bir hayata karşı fazla ümidi olmayan bir çok genç adam, yeni bir hayat başlamak için GüneyAmerika ülkelerine göç etti. Bunlardan yüzbinlercesi Arjantin’in Rio de la Plata üzerindeki başkenti Buenos Aires gitti.
“Tango” kelimesini Afrika kökenli olduğu düşünülmektedir ve “buluşma yeri” veya “özel yer” demektir. Ancak bu Tango’nun da Afrika kökenli olduğu anlamına gelmez. Küba’daki Habanera, İspanya’daki Contradanza ve Afrika-Arjantin kökenli bir dans olan Candombe, Tango’nun doğuşunda etkili olmuşlardır; ancak bu dansların hiçbirisi Tangoyu Milonga kadar etkilememiştir.
Milonga “parti” veya “fiesta” demektir ve Milonga müziği canlı, heyecanlı ve neşelidir. Elimizde bulunan bilgiler, Compadritos’un Afrika-Arjantin kökenli danslarla ilgili olduğu ve bu danslardan bazı figürleri Milonga’ya adapte etmiş olabileceği yönündedir.
Avrupa kökenli yeni Arjantin’liler ortak bir kaderi paylaşıyorlardı ama yine de çoğu zaman umutsuzluk ve hayal kırıklığı içindeydiler. Bu genç insanlar genellikle academias ve pregundies, yani kadın garsonların dans etmeleriiçin kiralanabildiği salaş kafelerde vakit geçiriyordu. Kadınları etkileyebilmek için genç adamların çok iyi dansçılar olması gerekiyordu, bu yüzden dans onlar için çok önemli bir hale geldi.
Profesyonel anlamda dans akademileri bulunmadığı için, erkekler birbirlerine Tango öğretmeye, sırayla erkek ve bayan adımlarını yapmaya ve kafelerdeki kadınları baştan çıkarmadan önce bu şekilde pratik yapmaya başladılar. Artık Avrupa danslarındaki katı kurallara bağlı olmadıkları için erkekler, bayanları dans ederken ustaca yönetmek için çok pratik ve çoğu zaman da tamamen yeni yollar bulmaya başladılar.

Tango müziği
Tango ile birlikte ilk kullanılan enstrümanlar gitar, flüt ve kemandı. Daha sonra bandoneon, bu dansın vazgeçilmez enstrümanı haline geldi. Bandoneonun Tango’nun ruhu olduğu söylenir; Tango besteleri de bu “şeytanın enstrümanı”na ithafen yapılmıştır. Bandoneon, bir çeşit konsertinadır ve çalması gerçekten çok zordur. Solo seslendirilen bazı Tango’ların dışında Tango bestelerinin hepsi bandoneon üzerine yazılmıştır.

Tango ustaları
Belki dünyada en çok tanınan parça olan “La Cumparsita” 1916 yılında, Gerardo Matos tarafından esasen bir marş olarak yazılmıştır ve daha sonra bir Tango parçası olarak düzenlenmiştir. “La Cumparsita” küçük bir sokak topluluğu veya karnavalda bir gösteri demektir. Başka bir meşhur Tango parçası da, 1905 yılında Angelo Villoldo tarafından bestelenen “El Choclo”dur. Bu parça bütün zamanların en beğenilen parçalarından biridir ve 1950 yılında çıkarılan “Kiss of Fire” isimli yeni düzenlemesi Amerikan pop müzik listelerine girmiştir.
Bandoneonun derinden gelen gür sesi ile Tango, daha yoğun ve düşündürücü ve hatta her zaman olmasa da bazen melankolik bir havaya bürünmüştür. Melodilerin üzerine insanların yaşamlarını anlatan sözler yazılmıştır.
Tango söz yazarlarının kullandıkları ana fikirler,kaderci görüşler ve kendi görüşlerine göre hayatın insanı soktuğu sınavlar ile ilgiliydi. Carlos Gardel bütün zamanların en büyük Tango yorumcusuydu. Gardel tam bir Latin sevdalısıydı ve 1935 yılında geçirdiği trajik bir uçak kazasında hayatını kaybetti. Buenos Aires’in La Chacarita semtinde bulunan mezarını hayranları sürekli olarak ziyaret eder. Gardel’in söylediği parçaların bir çoğunda kendisine gitar eşlik etmektedir, bu da eski payadores’in yaşam tarzını yansıtmaktadır. Gardel tarafından 1917 yılında yorumlanan ilk Tango parçası “Mi Noche Triste” (“Üzgün gecem”) idi. Bu parça terk edilen ve kendini içkiye veren bir sevgilinin üzüntüsünü anlatmaktaydı.
Çok tanınmış bir Tango söz yazarı ve bestecisi olan Enrique Santos Discepolo bir seferinde “Tango, dans ederek anlatılan üzgün bir düşüncedir” demişti.

Tango’nun evrimi

1912 yılında çıkarılan Kadınların Evrensel Oy Kullanma Hakkı yasası insanlara yeni bir özgürlük anlayışı getirmiş, Tango’ya da yeni bir hız kazandırmıştı. Artık Tango yapmak isteyen insanlar yalnızca alt sınıfa ait değildi, yüksek sosyete mensupları arasında Tango partileri vermek moda haline geldi ve Buenos Aires’in zengin mahallelerine kısa sürede bir çok Tango salonu açıldı. Tango’nun ünü Güney Amerika’dan New York, Londra ve Paris’e de yayıldı; buralarda Tango dersleri verilmeye başladı. Birinci Dünya Savaşı sırasında insanlar, savaşın şiddetinden kaçış yolları aramaya başlamıştı ve zamanın karışıklığına rağmen Tango unutulmamıştı. Artık zaman değişiyordu ve yeni bir özgürlük havası esmeye başlamıştı. Tango macerası bu duyguları bir yansımasıydı ve tangoya olan talep gittikçe artıyordu. Savaşın sona ermesi ile birlikte Tango, 1920′li yıllarda altın çağına girdi. 1930 yılındaki ani askeri darbe vatandaşların oy verme hakkını ve dolayısıyla insanların kendilerini ifade etme özgürlüğünü, yani tangoyu ellerinden aldı. İşte bu dönemde, şu sözleriyle ünlü, çok kötümser bir tango filozofu/vokalisti çıktı ortaya; Enrique Santos Discepolo: “20. yüzyıl bir çöp yığınıdır. Bunu kimse inkâr edemez”. Arjantin halkının politik özgürlüklerini büyük ölçüde yeniden ele geçirmeleri ile birlikte Tango, 1930′lu yılların sonlarında tekrar canlanmaya başladı. İnsanlar sosyal yükselişlerini, fiziksel yalnızlıklarının bir simgesi ve hayatlarının bir parçası haline gelmiş olan Tango dansı ile kutluyorlardı. Bu dönemde aralarında Fresedo, de Caro, Pugliese ve Anibal Troiro olan ve Tango’ya yeni bir yön veren sanatçılar ortaya çıktı. Tango Avrupa ve Kuzey Amerika’da daha popüler hale geldikçe, Buenos Aires’teki popülaritesi önceden görülmemiş düzeylere erişti. Bazı müzisyenler Tango’yu müziksel bir sanat dalı olarak yeni ve yaratıcı yollarla yorumlamak için çalışmaya başladılar. Bu müzisyenler ve besteciler çok takdir ediliyordu ve Buenos Aires ve ötesinde herkesçe tanınan insanlar olmuşlardı. Bandoneon çalan sanatçılar neredeye tanrı gibi görülüyordu. Ancak insanları etkileyenler yalnızca müzisyenler değildi- büyük dansçılar da bir hayli beğeni topluyordu. Belki de en çok tanına ve hafızalarda en uzun süre yer edinen sanatçı El Cachafaz (Jose Ovidio Bianquet) idi. Carmencita Calmeron ile dans eden El Cachafaz halkın büyük sevgisini kazanmıştı. Son zamanları en büyük Tango dansçıları ise Juan Carlos Copes ve Maria Nieves’dir. Onlar Tango dansının simgesi haline gelmiştir ve kendilerini seyredenleri mutlaka etkileyip onlara ilham kaynağı olurlar. Yakın zamanda dünya çapında yapılan muhteşem gösterilerde meşhur olan Tango dansçıları yetişmiştir. Ancak onların stili şov Tango’sudur ve bu tarz yıllar geçtikçe Buenos Aires’in orijinal Tango’sundan uzaklaşmaktadır.
Tango Avrupa’da geniş çaplı bir evrim süreci yaşamıştır. Arjantin Tango, uzun süredir Avrupa’da kabul görmüş olan dans stilleri ile uyuşmuyordu ve orijinal Tango süratli ve acımasız bir şekilde değiştirildi. Salon etrafında dolaşıma imkân veren yürüyüşler bulundu ve Tango’nun baştan çıkarıcı karakteri daha hızlı, daha sert ve daha saldırgan ritimler altında ezilmeye başladı.
1950li yıların Buenos Aires’inde Tango düşüşe geçti. Juan Peron 1946 yılında devlet başkanı olmuştu ve bu dönemde Tango popülaritesinin zirvesine erişti, Peron ve eşi Evita da Tango sevdalısıydı. Fakat 1952 yılında Evita’nın ölümü ile birlikte Tango yeniden gözden düşmeye başladı. Amerikan Rock’n’Roll müziği ortalığı kasıp kavuruyordu ve Tango yine zamanına ait olmayan bir dans olarak görülmeye başladı. Göç edenler artık kendilerini yabancı olarak görmüyorlardı, Arjantin’li oldukları fikrini benimsemişlerdi ve artık Tango’nun onların ülkelerine olan hasretlerini hafifletici bir özelliği kalmamıştı. Ekonomik düşüş, 1940′ların tipik büyük Tango toplantılarının ve orkestra dinletilerinin düzenlenmesini çok zor bir hale getirmişti. Tango müziği hala küçük gruplar tarafından icra ediliyordu ama artık izleyiciler dans etmektense dinlemeyi tercih ediyordu. 1960′lı yıllarda müzisyenler ve besteciler, “el nuevo Tango” (Yeni Tango) tarzı üzerinde çalışıyorlardı. Bu tarzın popülaritesi arttıkça Tango dansına olan ilgi azalmaktaydı. Aralarında Osvaldo Pugliese’nin de olduğu bazı önemli orkestralar ve besteciler, Arjantin’de ve yabancı ülkelerde izleyicilere Tango müziği çalmaya devam ettiler. 1980′lerde büyük bütçeli yapımlar için dünya turları düzenlemeye başladı ve Arjantin dışında Tango’ya olan ilginin yeniden canlandı. Bu akımın etkisi öyle büyük oldu ki, yepyeni bir nesil Tango ile ilk defa tanıştı. Bu dönemde Kuzey Amerika’da, Avrupa’da ve Uzak Doğu’da Tango kulüpleri, salonları ve okulları açılmaya başladı.
Tango, başlangıç yıllarındaki mütevazılığinden sonra çok yol kat etti, ancak daha gitmesi gereken çok yolu var. Tarihi; efsanelerle, romantizmle ve nostaljik göndermelerle dolu. Tango, insanın duygularını, onun ümitlerini, hayal kırıklıklarını ve yaşamın kendisini yakalayan, aşırı dokunaklı bir dans (Esto es Tango- Tango Bu).

STİLLER

Arjantin Tango stilleri (Stephen Brown)
Buenos Aires’te ve Arjantin’in diğer kesimlerinde Tango, bireysel ve kişisel bir çok stilde yapılmaktadır ve Arjantin’li olmayan bir çok Tango dansçısı kendi danslarının herhangi bir stile girdiğini kabul etmezler. Sadece Tango dansı yaptıklarını söylerler. Bazıları da kendi danslarının, diğerlerinin başka bir isimle adlandırdığı bir stile ait olduğunu söyleyerek işi daha da karıştırmaktadırlar. Değişik stillerin kendine has özelliklerinin belirlenmesi zor, uğraştırıcı ve muhtemelen tartışmalara yol açacak bir iştir. Yine de bireysel stillerin oluşturduğu yelpazedeki ortak noktaların ve farkların belirlenmesi, Tango dansının belli birkaç kategoriye ayrılabilmesine olanak verir; bunlar: Salon, orillero, milonguero, kulüp, nuevo, fantasia ve canyengue’dir.

Salon stili Tango

Salon stili Tango tipik olarak dik bir vücut duruşu ile yapılır. Tutuş açık veya kapalı olabilir, ancak genelde hafifçe yamuktur (yani her iki danasçının da merkezi, partnerinin merkezinin biraz sağında kalır) ve ‘V’ şeklindedir (yani bayanın sol omzu erkeğin sağ omzuna, kendi sağ omzunun erkeğin sol omzuna olan mesafeden daha yakındır).
Salon stili Tango açık tutuşta yapıldığında, dansçıların arasındaki mesafe, bayanın dönüşlerini daha kolay gerçekleştirmesini ve pivot alırken kalçaları ile üst gövdesi arasında daha az bağımsız harekete ihtiyaç duymasını sağlar. Salon stili Tango kapalı tutuşta yapıldığında çift, tutuşunu biraz gevşeterek dönüşlere yer açar ve dönüşlerde bayanın daha rahat hareket etmesini sağlar. Salon stili Tango, DiSarli gibi genellikle vuruşların en kuvvetli olduğu ve 4/4 ölçüsünde çalınan parçalarda yapılır. Salon stili Tango’da dansçıların dans çizgisine uymaları gerekir.

Orillero stili Tango

Bu stil, Tango kafeleri ve barlarındaki gibi küçük salonlar için daha uygundur. Bu Tango türünde, bay ve bayan çok küçük bir alan içinde dans ederek, birbirleri etrafında çok karmaşık figürler yaparlar. Bu stil, kesinlikle daha içtendir. Orillero stili Tango, dans pistlerinin daha geniş olduğu Buenos Aires’in çevre mahallerinde ortaya çıkmıştır. Orillero stili Tango bir çok açıdan Salon stili Tango’ya benzer. Bu stilde de çiftin dik bir vücut duruşu vardır ve tutuş hafifçe yamuk ve ‘V’ şeklinde, açık veya kapalı olabilir. Dönüşlerde bayan rahat bir şekilde dönebilir ve pivot alırken kalçaları ile üst gövdesi arasında fazla bağımsız harekete ihtiyaç duymaz. Orillero stili Tango kapalı tutuşta yapıldığında, çift dönüşlere yer açmak için tutuşu biraz gevşek bırakırlar. Orillero stili Tango’nun Salon stili Tango’dan farkı, her zaman dans çizgisi kuralına uymayan, neşeli ve çok yer kaplayan figürleri olmasıdır.

Milonguero stili Tango

Milonguero stili Tango’da çift, göğüslerini birleştiren bir şekilde üst gövdenin hafifçe öne eğik bir konumda (Arjantinlilerin bu duruşa apilado derler) olduğu ve ayakuçları arasında biraz mesafe olan bir duruşta dans ederler. Tutuş genellikle kapalıdır ve bayanın sol omzunun erkeğin sağ omzuna olan mesafesi, bayanın sağ omzunun erkeğin sol omzuna olan mesafesi ile aynıdır. Bayanın sol kolu erkeğin ensesinden aşağıya sarkar. Bu stilin bazı dansçıları, çiftin birbirine doğru eğilmesi gerektiğini, bu görüşe karşı çıkanlar da her iki dansçının yalnızca göğüs temasını sağlayacak kadar eğilmesi gerektiğini ancak özellikle eğilmemeleri gerektiğini söyler. Her iki dansçının üst gövdeleri sürekli olarak temas halindedir ve dönüşlerde veya ocho’larda bu temas bozulmaz; aksi halde eğer bayan kalçalarını üst gövdesinden fazlaca bağımsız hareket ettirmezse ve/veya dönüşlerde ayaklarını fazla pivot ettirmezse, çift sadece yürüyüş ve basit ocho’lar yapabilir. Ocho cortado Milonguero stili Tango’nun kendine has hareketlerinden biridir çünkü bu figür, çiftin tutuşunu bu stile has ritmik duyarlılıkla birleştirmektedir.

Kulüp stili Tango

Kulüp stili Tango, Salon stili Tango ile Milonguero stili Tango’nun duyarlılıklarını birleştirir. Kulüp stili Tango dik bir duruşta ve hafifçe yamuk ‘V’ şeklinde kapalı tutuşta yapılır. Çift, tutuşunu biraz gevşeterek bayanın dönüşlerini daha kolay gerçekleştirmesini ve pivot alırken kalçaları ile üst gövdesi arasında daha az bağımsız harekete ihtiyaç duymasını sağlar. Kulüp stili Tango’nun figürleri arasında ocho cortado ve Milonguero stili Tango’da olan ritmik figürler bulunur. Tango Nuevo (Yeni Tango) Tango Nuevo, Tango dansının yapısal bir analizini yaparak daha önce denenmemiş kombinasyonlar ve figürler bulmayı amaçlayan pedagojik bir yaklaşımdır. Tango’nun bu stili açık tutuşta, gevşek ve tamamen dik bir konumda yapılır ve dansçıların kendi düşey eksenlerini korumaları çok büyük bir önem taşır. Tango Nuevo taraftarları bazı figürler üzerinde yeni bir yapısal analiz yapılmasının gerektiğini söyleseler de, en belirgin figürlerinden bazıları overturn ocho’lar ve dönüşler sırasında yön değişimleridir ki, bunlar da en kolay bir şekilde gevşek tutuşta yapılabilir.
Fantasia (Şov Tango’su) Fantasia, Tango gösterilerinde yapılır. Açık tutuşta yapılan Salon, Orillero ve Nuevo stillerinin bir kombinasyonudur ve sosyal tango repertuarında bulunmayan bazı figürler (genellikle baleden alınan) de içerir. Bu balesel unsurlar Salon stili Tango’nun doğal bir uzantısıdır, çünkü bu stil baleye benzemektedir. Canyengue Canyengue, 1920lerde ve 30ların başlarında yapılan eski bir stil Tango’dur ve şu anda bu stilde faaliyet gösteren dansçıların orijinal kurallara bağlı kalıp kalmadıkları belli değildir. Kapalı ve hafifçe yamuk ‘V’ şeklinde tutuşta yapılır, dansçılar hareket halindeyken dizleri kırık durumdadır. Bayan cross hareketi yapmaz. Canyengue’nin popüler olduğu zamanlarda uzun ve dar elbiseler giyiliyordu.

TEKNİK

Açık ve kapalı tutuş

Tango Nuevo ve Fantasia dışındaki tüm Tango stilleri kapalı tutuşta yapılabilir. Salon ve Orillero stili Tango dansları açık tutuşta yapılabiliyorsa da, Buenos Aires ve Arjantin’in diğer yerlerinde tipik olarak kapalı tutuşta yapılır. Mülonguero ve Kulüp stili Tango dansları yalnızca kapalı tutuşta yapılır. Milonguero stili Tango da yine tipik olarak kapalı tutuşta yapılır ve bayanın sol omzu ile erkeğin sağ omzu arasındaki mesafe ile bayanın sağ omzu ile erkeğin sol omzu arasındaki mesafe aynıdır. Tango Nuevo kısmında açıklanan bazı figürler, Salon, Orillero ve Kulüp stili Tango’da kullanılan hafifçe yamuk, ‘V’ şeklinde kapalı tutuşta yapılabilir.


Tutuş ve çerçeve

Bazılarına göre Milonguero ile diğer stil Tango dansları arasındaki fark, Milonguero stilinde çerçevenin bayanın içinde olması ve diğer stillerde çerçevenin her iki dansçının kollarında olmasıdır. Çerçevenin bayanın içinde veya kollarda olması, geniş ölçüde tutuşun yakınlığı ve yumuşaklığına bağlıdır. Sert ve mesafeli bir tutuşta çerçeve kollardadır. Tutuş daha yakın ve yumuşak oldukça, çerçeve her stil Tango’da bayanın vücudunun içine doğru ilerler.

Ric-Tic-Tic Ritmi

Ric-Tic-Tic ritmi, Juan D’Arienzo, Rodolfo Biagi ve diğer bir çok orkestranın seslendirdiği Tango müziklerindeki öne çıkan ritmik unsurları tanımlamanın bir yoludur. Bazıları ric-tic-tic ritimli müziklerin 2/4 ölçüsünde olduğunu, bu görüşte olmayanlar da üçe karşı iki ölçüsünde olduğunu iddia etmektedir. Bazı orkestralar 2/4 ölçüsünde tango müzikleri çalmıştır and buna syncopated üçe karşı iki ritmini eklemiştir. Diğer orkestralar 4/4 ölçüsünde çaldıkları halde üçe karşı iki ritmini müziklerine eklemişlerdir. Tangonun adımları bazen yavaş, yavaş; hızlı, hızlı, yavaş.. şeklinde açıklanır, ancak bu açıklama kesin bir tariften çok doğru ritmi bulmak için bir kılavuz olarak düşünülmelidir. Adımlar şu şekillerde de açıklanabilir: yavaş, yavaş; hızlı, hızlı, hızlı veya bir, iki; bir, iki, üç. Üçe karşı iki dizilerinin iki kere art arda yapılması- ki bu kabaca bir, iki, üç; bir, iki, üç veya hızlı, hızlı, hızlı; hızlı, hızlı, hızlı şeklinde tanımlanabilir- tamamen ritmik olacaktır ve esasında bu müzikte dans etmenin en yaygın biçimlerinden birisidir.

ORYANTAL

Oryantal dansı belki de dünyanın bilinen en eski danslarının başındada gelir. Oryantal dansı çok değişik coğrafi bölgelerde ve bölge özelliklerine uygun değişik formlarda yapılır. Dansın dünya’da bilinen genel adı“Belly Dance” iken, Mısır’da “Raks Sharki”, Fransa’da “dance du ventre” (göbek dansı demektir), Yunanistan’da ” Cifte telli”, Ortadoğu ülkelerinde ise “danse oriantale” yada “oryantal” adları ile tanımlanır. Bu dansı diğer danslardan ayıran belli başlı özellikleri vardır. İslâm öncesi inancı ve erotizmi birlikte içeren apayrıfeminin bir yapısı vardır. İnanç ve erotizmin bir arada oluğu bir çelişki gibi algılanması, oryantal dansın bir süre hor görülmesine, aşağılanmasına ve de aynı zamanda çok sevilmesine yol açmıştır. Orijini, antik dönemin doğurganlık, bereket kültünde yatar. Tüm antik uygarlıklarda bereketi sembolize eden tanrıçalar görülür. Mesela, Mylitta, Isis, Ashtýreth, Ishtar, Hathor, Afrodit, Venüs ve Ceres gibi.Geleneksel olarak yalınayak yapılan bir danstır. Bu kriter, dansçının Toprak Ana’yla direk temasının asla kesilmemesi kriteridir.

Oryantal dansı, günümüzde geleneksel doðu müziğinin dışında müziklerle de yapılmaya çalışılıyor. Ancak batı ezgileri ve ritmi ölçüsüzce kullanılarak bu dansın karakterini olumsuz etkilemekte, onu dejenere etmektedir. Oryantalde dansçının, dans ederken aynı zamanda bazıritim aletleriyle, zil, tef gibi, müziğe eşlik ettiği görülür.
Oryantal dans
ı kadın vücudunun özelliklerine göre tasarlanmıştır. Karın kaslarıyla, kalça hareketleriyle, göğüs hareketleriyle en iyi kadın
vücuduna uygundur. Toprağa değen yalın ayaklarla, sıkı ve katı bir danstır. İnsan vücudunun akıcı, pürüzsüz, kompleks ve etkileyici hareketleri, çalkalama ve dalgalanma hareketlerinin çeşitliliği ile dansın karakteri ortaya çıkar. Doğu dansları, batının adıma dayalıdanslarından farklı olarak kaslarýn hareketine dayalı danslardır. Dolayısıyla adımlar çok narindir ve asla zıplama olmaz, toprakla olan temas daima korunur.Yılan, kılıç, meşale, mum, peçe, tül, baston yada sopa gibi malzemelerin dansta sıklıkla kullanıldığı görülür. Bunların her birinin birer anlamı olmakla birlikte genel olarak, sihri ve ilkel insanın korunma amaçlı kullanımı simgelerler. Bu aletlerin dansta kullanılmasıyörenin folklorunda da görülür.Oryantal dans, tabii ki folklordan da etkilenmiştir ama solo yapýlan bir dans olduðundan daha profesyonel bir eğitim ve sıkı çalışma gerektirir. Grup danslarında bireylerin yapacağı hatalar göze batmazken, solo dans olan oryantalde dansçının tüm figürleri kusursuzca yapması beklenir. Solo dans olan oryantal bu nedenle de bir trans dansıdır. Tüm dans boyunca derin konsantrasyon ve dikkat ister.Oryantal dansın temel özelliği izolasyon dansı olmasıdır. Vücudun çitli öğelerinin ritim eşliğinde izole hareketlerine dayanır.Oryantal dansı ve müziği senkop özellikler de taşır. Mısır, Roman ve Türk ekolleri ortak özellikler taşırlarsa da birbirlerinden farklılıklar da içerirler.

SIRTAKİ -HASAPİKO

Sirtaki günümüz Yunan kültürünün ayrılmaz bir parçası haline gelen Sirtaki dansı Bizans döneminde İstanbul’da oynanan Hasapiko Argo (Agir Kasap havasi) dansından doğmuştur. Hasapiko ağırlıklı olarak İstanbul’un Fener ve Balat semtlerinde, kasap loncaları arasında doğdu ve 1900′lü yılların başına kadar kasap loncalarında popülerliğini korudu.
Ancak Bizans’ta günlük yaşamdan kesitler sunan bir eserde, kasapların hayvanları kesmeden önce bir tür vicdan rahatlatma ritüeli olarak hayvanların etrafında döndükleri, önlerinde diz kırıp çöktükleri türünden bilgilere rastlanır. O dönemde Bizans kasaplarının çoğu Arnavut olduğu halde, Hasapiko’nun niçin bir Yunan dansı olarak ünlendiği ise başka bir muammadır. 

Sirtaki mi Hasapiko mu, yoksa Sirtaki-Hasapiko mu?

Sirtaki görece yeni bir sözcüktür, 1960′lı yıllarda kullanılmaya başlamıştır. O yıllara kadar asıl kullanılan sözcük Hasapiko ve onun türevleridir; Hasapiko Argo (Ağır Kasap), Hasapiko Grigoro (Hızlı Kasap) ve Hasaposerviko (Sırp Kasabı) gibi.
Peki Sirtaki nereden çıktı? Sirtaki sözcüğü, bir diğer Yunan dansının adı olan Sirto sözcüğüne, Yunanca’da küçültme ve şirinleştirme eki olan -aki soneki eklenerek elde edilmiştir. Bu yeni isimlendirmeye Hasapiko’da yapılan bir değişiklik nedeniyle ihtiyaç duyulmuştur. Böylece Hasapiko Argo ile Sirtaki arasındaki farka gelmiş oluyoruz; Hasapiko Argo aynı ritimle başlayıp biten yavaş bir danstır. Ancak özellikle Theodorakis ve Hacıdakis gibi bestecilerin 1960′lı yıllarda geleneksel Yunan müziklerine getirdikleri yeni yorumlarla birlikte, geleneksel Yunan dansları da bu dönemde belli bir değişime uğramıştır. Ağır bir ritimle başlayan Hasapiko Argo belli bir noktadan sonra giderek hızlandırılmaya başlamıştır. İşte bu yeni türü saf Hasapiko’dan ayırmak için Sirtaki sözcüğü türetilmiştir. Yani Sirtaki, Hasapiko Argo ile başlayan ama bir süre sonra hızlanan dansın adıdır. Öyleyse Sirtaki hem Hasapiko’ya bağlıdır hem de ondan bağımsızdır.

Sirtaki-Hasapiko Müzikleri

Sirtaki-Hasapiko parçalarının müziksel yapısı çoğu zaman 2/4′lük bir ölçüye dayanır. Tempo genellikle 60-65 bar/dakika biçimindedir. Bu standart ölçünün yanı sıra, özellikle Sirtaki parçaları 2/4′lük Hasapiko ölçüsü ile başlayıp, 4/4′lük Hasaposerviko ölçüsü ile bitmektedir. Bu tür parçalarla dansedilirken, dansa ağır Hasapiko ritmi ile başlanır, daha sonra şarkının bir yerinde müziğe bağlı olarak yumuşak ya da sert bir geçişle Hasaposerviko’ya geçilir. Bazı Hasapiko müziklerinde, özellikle de eski parçalarda taksimia denilen uzun bir intro bölümü vardır; ancak yeni parçalardaki taksimialar çok daha kısadır, hatta kimi yeni parçalar doğrudan ritimle başlamaktadır.

Sirtaki-Hasapiko Müziklerinin Enstrümanları 

Sirtaki-Hasapiko müziklerinin geleneksel enstrümanı kuşkusuz Buzuki’dir. Yunanca’daki “buzuki” sözcüğü Türkçe’deki “bozuk” sözcüğünden türemiştir; zira buzuki olarak bilinen çalgı, Anadolu’da yaygın bir şekilde kullanılan Bozuk Saz’ın küçültülmüş bir türevidir. Buzuki dışındaki Sirtaki-Hasapiko müzik enstrümanları arasında şunlar sayılabilir: bağlama (baglama), ud (udi), santur (santuri), kanun (kanoni), çimbalo (santurun biraz daha geliştirilmiş türevi), laterna, tulum (gayda), davul (daoli) ve akordeon. Yeni müziklerde bunlara org, gitar ve piyano da eklenmiştir. Sirtaki müziklerinde kimi zaman bu enstrümanlardan birkaçı, kimi zaman da tümü çeşitli kombinasyonlarla bir araya getirilerek, birlikte veya dönüşümlü olarak kullanılmaktadır. Ancak buzuki ve baglama çoğu parçada temel enstrümanlar olarak öne çıkar.

Figürler 

Sirtaki-Hasapiko, balo salonlarında büyük bir disiplin ve ciddiyetle icra edilen “avant-garde” danslardan oldukça uzak bir karaktere sahiptir. Modern batı danslarıyla kıyaslandığında, Sirtaki-Hasapiko yalın bir danstır. Ama basit değildir. Bu dansta da belli bir beceri ve ustalık gerektiren birçok karmaşık figür vardır. Bununla birlikte, çeşitli sıçrama ve bükülmeleri saymazsak, Sirtaki-Hasapiko’da bedeni çok zorlayan veya aşırı bir çeviklik gerektiren figürler çok fazla değildir. Hayatlarında hiç dansetmemiş bazı öğrencilerim bile çoğu figürü kolayca öğrenebildi. Ama tuhaf olan şu ki, insanlar esasen basit figürlerde daha çok zorlanıyorlar. Belki de böylesi figürleri hafife aldıkları için! Genel olarak bakıldığında, Bu daınsta öğrenilmesi zor olan şey figürler değildir; esas zorluk, bu figürlere can ve ruh kazandıracak bir tarzı ve havayı kazanma noktasında karşımıza çıkıyor. Yani Sirtaki-Hasapiko öğrenilirken üzerinde en çok durulması gereken şey estetiktir. Figürlerin bedene iyice oturup refleksleşmesi anlamına gelen estetik ise zamanla, ancak bir figür defalarca yapıldıktan sonra kazanılabiliyor. Sevindirici olan şey şu ki, diğer danslarla kıyaslandığında, bu süreç Sirtaki-Hasapiko’da çok hızlı işliyor; öğrenci birkaç hafta içinde çarpıcı bir gelişim kaydedebiliyor.
Sirtaki-Hasapiko ve diğer Yunan danslarının figürleri üzerine pek çok araştırma yapılmıştır. Yunan halk dansları üzerine yaptıkları önemli araştırmalar ve çalışmalarla tanınan Prof. Alkis Raftis ve Dora Stratou gibi araştırmacılar çeşitli figürlerin ortaya çıkışı ve bu figürlere yüklenmiş anlamlar üzerinde hayli ilginç gözlemlerde bulunmuşlardır. Bu çerçevede ele alındığında, Sirtaki-Hasapiko figürleri üç farklı kategoriye ayrılır; coşku ve sevinç figürleri, koyverme ve dağıtma figürleri, toparlanma ve durulma figürleri. Bu figürlerin tümü aynı müzik parçasında ardışık olarak yapılabilir; öte yandan bazı parçalar belli bir figür grubuna daha uygundur.

Mustafa Sarı Dans Stüdyosu Spor Kulübü

İnönü Cd.Şahin Apt.No: 5/10 Kat: 2

Sahrayıcedit / İSTANBUL

Tel: 0(216) 360 29 70 Gsm:0(536) 866 67 05 ................................